- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Bu Savaşta Kimin Yanında Durmalı: İran mı, Amerika mı, İsrail mi, Yoksa Adalet mi?
Bu Savaşta Kimin Yanında Durmalı: İran mı, Amerika mı, İsrail mi, Yoksa Adalet mi?
0 dk
Dünya yeniden büyük bir gerilimin içinden geçiyor. Devletler saf tutuyor, ittifaklar kuruluyor, propaganda makineleri çalışıyor. İnsanların zihinleri ise sürekli aynı soruyla meşgul ediliyor: Bu savaşta kimin yanında olmalıyız?
Kimi diyor ki Amerika’nın yanında durulmalı; çünkü İran sahabeye hakaret ediyor, İslam’ın kabul ettiği bazı değerlere muhalif duruyor. Kimi de diyor ki İran’ın yanında durmak gerekir; çünkü İsrail’i hedef alıyor ve Yahudilerle savaş halinde.
Oysa bu iki yaklaşımın da temelinde ciddi bir yanlış vardır. Müminin bakış açısı devletlerin safına girmek değildir. Müminin bakış açısı hakikatin ve adaletin safında durmaktır.
Kur’ân-ı Kerim bu konuda açık bir ölçü koyar:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır.” (Maide, 8)
Yine Kur’ân şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun.” (Nisa, 135)
Bu ayetler Müslümana şunu öğretir:
Düşmanımız bile olsa ona karşı adaleti terk edemeyiz. Dostumuz bile olsa zulmünü savunamayız.
Bu ahlaki duruşun en güzel örneği Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın hayatında görülür. Peygamberimiz henüz peygamberlik gelmeden önce Mekke’de mazlumları korumak için kurulan Hilf al-Fudul cemiyetine katılmıştı. Bu cemiyetin amacı şehirde zulme uğrayanların hakkını savunmaktı.
Efendimiz yıllar sonra bu teşkilatı hatırlatarak şöyle buyurmuştur:
“Bugün yine böyle bir anlaşmaya çağrılsam yine katılırım.”
Bu söz İslam’ın insanlık anlayışını özetler:
Zulme uğrayan kim olursa olsun onun yanında durmak.
Peygamber Efendimizin savaş ahlakı da bu anlayışın en açık örneğidir. Ordularını gönderirken şöyle emrederdi:
•Kadınları öldürmeyin
•Çocuklara dokunmayın
•Yaşlıları öldürmeyin
•Ağaçları kesmeyin
•İbadethanelere zarar vermeyin
Yani savaşın bile bir ahlakı ve sınırı vardır.
Bu ahlakın modern çağdaki en güzel örneklerinden biri Bosna’nın bilge lideri Aliya Izetbegović’tir. Bosna savaşı sırasında halkı katledilirken bile nefret dili kullanmadı. Halkına kin değil adalet ve onur telkin etti.
Avrupa’ya giderken söylediği o meşhur söz, aslında bir Müslümanın vicdanını anlatır:
“Başım dik gidiyorum. Çünkü biz kadınları ve çocukları öldürmedik. Kiliselere dokunmadık.”
Bu söz sadece bir liderin cümlesi değil, Kur’ân ahlakının modern dünyadaki yansımasıdır.
İşte bu noktada Anadolu irfanının büyük mutasavvıfı Yunus Emre de bize insan sevgisinin kapısını açar. Yunus, insanı yaratandan ötürü sevmeyi öğretir ve şöyle der:
“Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü.”
Bir başka sözünde ise insanlığa şöyle seslenir:
“Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.”
Yunus Emre’nin bu sözleri aslında İslam’ın özündeki merhameti ve insan sevgisini anlatır. Çünkü Müslüman için insanın değeri sadece kimliğinde, mezhebinde ya da milletinde değildir; insan olması başlı başına bir değerdir.
Bugün Müslümanların kendilerine sorması gereken asıl soru da şudur:
Biz kimin yanında duruyoruz?
Çünkü yarın mahşer gününde bize sorulacak soru şudur:
“Sen hangi devletin yanında durdun?” değil,
“Sen zulmün karşısında mı, adaletin yanında mı durdun?”
İşte müminin en büyük imtihanı budur.
Bizim tarafımız bir devlet değildir.
Bizim tarafımız bir ideoloji değildir.
Bizim tarafımız hak, adalet ve insanlıktır.
Hak nerede ise biz oradayız.
Zulüm kimden gelirse gelsin karşısındayız.
Çünkü müminin tarafı güç değil adalettir.
Ve adalet kaybolduğunda, aslında insanlık kaybolur.
Selam ve dua ile…
M.Tevfik Yücesoy
Mart 2026 / İstanbul
Yorumlar (0)
Son Haberler
Tüm Haberler
Priştine’de 27 Ağır Hırsızlık Şüphesiyle İki Kişi Tutuklandı
ABD’li Kongre Üyeleri ve Senatörlerden Rubio’ya KFOR Mektubu
Osmani, ABD Maslahatgüzarı Prattipati ile görüştü