- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- İdeoloji, İslamofobi ve Coğrafya: Saraybosna, Tahran’dan Çok Londra’ya Daha Yakın
İdeoloji, İslamofobi ve Coğrafya: Saraybosna, Tahran’dan Çok Londra’ya Daha Yakın
0 dk
Yazan: Jasmin Mujanović
Haber düzenleme: M.Tevfik Yücesoy
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırıları ve ardından Basra Körfezi’nde ortaya çıkan kaos, 2022’deki Rusya’nın Ukrayna’yı işgali’nden bu yana dünyanın karşı karşıya kaldığı en ciddi küresel siyasi krizi tetikledi. Saldırılar dünya sermaye ve enerji piyasalarını sarstı. Tahran, Erbil ve Abu Dabi’ye kadar uzanan bölgede meydana gelen yıkımın maliyeti şimdiden yüz milyarlarca dolarla ölçülüyor ve bu rakam artmaya devam ediyor.
Bu çatışmanın çok sayıda olası sonucu bulunuyor. Bir yönüyle otoriterliğin kaçınılmaz trajedisini yansıtıyor. Aynı zamanda Amerikan askeri gücünün sınırlarını gösteren endişe verici bir örnek de olabilir; bu durum Pekin ve Moskova’da dikkatle – ve muhtemelen memnuniyetle – analiz edilecektir.
Batı Balkanlar için ders var mı?
Batı Balkan başkentlerinin bir kısmının Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafında konumlanması, diğerlerinin ise sessiz kalması aslında yeni bir durum değildir. Bölge devletlerinin Orta Doğu’daki gelişmeler üzerinde gerçek bir etkisi yoktur. ABD veya İsrail’in bölgedeki çıkarları üzerinde Batı Balkanların kolektif etkisi pratikte yok denecek kadar azdır.
Peki o zaman neden özellikle sosyal medyada Orta Doğu’daki gelişmeler Batı Balkanların politikası ve güvenliğiyle ilişkilendirilmeye çalışılıyor?
Batı Balkanlarda İslamofobi
Bunun temel nedeni, İslamofobinin uzun süredir Sırp ve Hırvat milliyetçi propagandasının önemli unsurlarından biri olmasıdır. Bu propaganda özellikle Boşnaklar ve Arnavutlar gibi çoğunluğu Müslüman olan toplulukları hedef alır. Bu çerçevede Orta Doğu ile keyfi bağlantılar kurmak bu anlatıların önemli bir parçası hâline gelmiştir.
Bu söylemler gerçeklere karşı oldukça dayanıklıdır, çünkü ideolojik kurgulara dayanır. Amaç, Boşnakları ve Arnavutları insanlıktan uzaklaştırmak ve Batı Balkanlardaki yerli varlıklarını sorgulamaktır.
Oysa gerçekler farklıdır. Washington’daki Cato Institute’un değerlendirmesine göre Bosna-Hersek, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en özgür olanıdır. Saraybosna düzenli olarak film ve edebiyat festivalleri düzenleyen, canlı kamusal tartışmaların yaşandığı bir şehirdir.
Bosna’daki Yahudi varlığının izleri ise Roma dönemine kadar uzanır ve muhtemelen İslam’ın bölgeye gelişinden yüzyıllar öncesine dayanır. Yad Vashem kayıtlarına göre Bosna-Hersek’ten 49 kişi “Uluslar Arasında Dürüst” unvanına layık görülmüştür; bunların 28’i Boşnaktır. Bu durum Bosna’daki Yahudiler ile Müslümanlar arasındaki toplumsal bağların güçlü olduğunu göstermektedir.
“Yeşil Transversal” komplo teorisi
Mujanović’in Bošnjaci – nacija nakon genocida (Boşnaklar: Soykırımdan Sonra Bir Ulus) adlı kitabında belirttiği gibi, bazı Sırp ve Hırvat milliyetçileri için Boşnaklar liberal değerleri samimiyetle benimseyemez; çünkü onların gözünde Boşnaklar doğası gereği tehlikeli ve güvenilmezdir. Bu bakış açısı tarihsel antisemitizmle kurulan paralellikleri açıklamaktadır.
Bu bağlamda “Zelena transverzala” (Yeşil Transversal) olarak bilinen komplo teorisi ortaya çıktı. Aslında bu isim, ünlü mimar Juraj Neidhardt tarafından tasarlanan ve 1984 Kış Olimpiyatları öncesinde inşa edilen Zetra Olimpik Salonu çevresindeki bir şehircilik projesinden geliyordu.
Ancak Sırp milliyetçi yazar Miroljub Jevtić, 1989’da yayımlanan Savremeni džihad kao rat adlı kitabında bu projeyi “Balkanlar’daki Müslüman çoğunluklu bölgeleri Türkiye’ye bağlayacak bir İslamcı kara koridoru” olarak tanımladı. Bu teorinin Kuzey Makedonya, Yunanistan veya Bulgaristan üzerinden nasıl geçeceği ise hiçbir zaman açıklanmadı.
Bu anlatının amacı gerçekleri kanıtlamak değil, Boşnaklara yönelik şiddeti meşrulaştırmaktı. Nitekim Bosna Savaşı sırasında bu tür propaganda yaygın biçimde kullanıldı.
Medya ve jeopolitik gerçekler
Bugün benzer komplo teorileri bazı medya organlarında hâlâ dolaşmaktadır. Örneğin The Washington Times gibi gazetelerde bu tür iddialar yeniden gündeme getirilmektedir.
Oysa gerçekler çoğu zaman bu anlatılara ters düşer. Örneğin Sırbistan’ın 2022’den beri İran ile siyasi ve savunma iş birliğini derinleştirdiği belirtilmektedir. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri 2025 yılında Birleşmiş Milletler’deki Srebrenitsa Soykırımı kararına çekimser kalmıştır. Benzer şekilde Bahreyn, Cezayir, Lübnan, Umman ve Sudan da aynı tavrı göstermiştir.
Medeniyetler çatışması yok
Yazarın sonucuna göre gerçekte bir “medeniyetler çatışması” yoktur. Her zaman olduğu gibi devletlerin çıkarları vardır ve bu çıkarlar bazen beklenmedik ittifaklar ve düşmanlıklar yaratır.
Bosna-Hersek için stratejik yön ise nettir: anayasal sistemin demokratikleştirilmesi ve rasyonelleştirilmesi, ardından NATO ve Avrupa Birliği üyeliğine doğru ilerlemek. Bu hedefler aynı zamanda komşu ülkelerin siyasi ve toprak taleplerine karşı bir güvence olarak görülmektedir.
Kamuoyu farklı görüşlere sahip olabilir. Protestolar düzenlenebilir, ideolojik tartışmalar yapılabilir. Ancak hiçbir görüş temel bir coğrafi gerçeği değiştiremez:
Saraybosna, Tahran’dan çok Londra’ya daha yakındır; tıpkı Berlin’e Ankara’dan daha yakın olduğu gibi. Bu nedenle Bosna-Hersek liderleri büyük kararlarını alırken bu coğrafi ve siyasi gerçekliği göz önünde bulundurmak zorundadır.
Yorumlar (0)
Son Haberler
Tüm Haberler
Kurti, Kosova'nın Adaylık Statüsü İçin AB'den Yeni Adımlar Talep Etti
Kosova Sinematografi Merkezi’nden Luàna Bajrami’ye Tebrik
Hükümet Binası Önüne Kurti’nin “Yalanları” Yazılı Çuval Bırakıldı