*Mazlumun Âhı ve İlâhî Adaletin Tecelli Saati*
Arşı titreten mazlumların âhı, elbet Yüce Allahı’ın icabet vaktini beklemektedir. O saat gelip çattığında, zulmü kendine yol edinenlerin kapısını çalacak hiçbir imdat eli bulunmayacaktır. Zira ilâhî adalet gecikir sanılır; fakat asla şaşmaz. Her şey saatini bekler…
Bu beyan, edebî bir ifade değil; vahyin, sünnetin ve hikmet ehlinin asırlardır dile getirdiği değişmez bir hakikattir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Allah zalimleri yaptıklarından gafil sanma. Onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrâhîm 42). Bu ilâhî beyan bize şunu öğretir: Gecikme sandığımız şey, aslında adaletin kemâl vaktini beklemesidir.
Yine Kur’ân’da, “Zulmedenler nasıl bir inkılâpla devrileceklerini yakında bilecekler.” (Şuarâ 227) buyrularak zulmün akıbeti kesin bir hükümle bildirilir. Demek ki zaman, zalimin lehine değil; hakikatin tecellisi için sabreden mazlumun lehine akmaktadır.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed (s.a.v.) Efendimiz ise bu hakikati şu hadisiyle kalplerimize nakşeder: “Mazlumun duasından sakının; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur.” Bu uyarı, mazlumun âhının arşı titreten bir nida olduğunu gösterir. O nida, ne bir aracıya ne de bir zamana muhtaçtır; doğrudan Rahmân’a yükselir.
Hikmet ehli bu sırrı “vakit” kavramıyla açıklar. Onlara göre her şeyin bir vakti vardır; tohumun çatlaması, sabrın kemâle ermesi, adaletin tecellisi… Derviş bilir ki acele, nefsin işidir; tevekkül ise kalbin sükûnudur. Bu yüzden sabır, pasif bir bekleyiş değil; ilâhî hikmete güvenmektir. Nitekim Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, “Sabır acıdır; fakat meyvesi tatlıdır.” derken, zahirde gecikme görünen şeyin hakikatte rahmet kapısı olduğunu işaret eder.
Zulüm, insanın hem Rabbine hem de vicdanına yabancılaşmasıdır. Zulmeden, önce kendi kalbini karartır; mazlum ise acı içinde bile Rabbine yönelerek arınır. İşte bu yüzden mazlumun âhı bir beddua değil; adalet talebidir. Ve adalet, ilâhî isimlerin yeryüzündeki en berrak tecellisidir.
Tarih bunun şahididir: Nice zalimler kudret saraylarında ebedîlik vehmine kapılmış, fakat bir vakit gelmiş isimleri ibret levhasına yazılmıştır. Nice mazlumlar ise sabrın sessizliği içinde beklemiş, sonunda hakikat onların yüzünü ak etmiştir. Çünkü ilâhî mizan şaşmaz.
Bugün bize düşen, zulmün tarafında değil; adaletin, merhametin ve hakkın safında olmaktır. Zira adalet önce kalpte başlar; kalpte başlayan adalet toplumlara sirayet eder. Mazlumun gözyaşı yerde kalmaz; zalimin saltanatı sonsuz değildir. Her şey saatini bekler…
En büyük güvence, zulümden uzak bir hayat sürmek; en büyük teselli ise ilâhî adaletin mutlaka tecelli edeceğine iman etmektir. Çünkü vakit, hakikatin hizmetkârıdır.
Selam ve dua ile…
M.Tevfik Yücesoy
Mart 2026 – İstanbul