- Anasayfa
- Sizden Gelenler
- Nimet, Gaflet ve Kulun Kalbindeki Havf ile Recâ
Nimet, Gaflet ve Kulun Kalbindeki Havf ile Recâ
0 dk
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de insanın en mühim imtihanlarından birini şöyle haber verir:
“Kendilerine yapılan öğütleri unutunca üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet verilen nimetlerle şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık; bir de baktılar ki bütün ümitlerini kaybetmişler.”
Bu ilâhî ikaz, bizlere önemli bir hakikati hatırlatır:
İnsan yalnızca darlıkla değil, bollukla da imtihan edilir.
Çoğu insan yokluk zamanlarında Rabbini arar. Belâ geldiğinde eller semaya kalkar, gözler yaşarır, kalp secdeye yönelir. Fakat nimet çoğaldığında kalp bazen gevşer; şükür yerini gaflete bırakabilir.
Hikmet ehli bu hakikati kısa fakat derin bir cümleyle ifade etmiştir:
“Belâ sabır ister, nimet ise şükür.”
Hak dostları nimet kapılarının açılmasını her zaman sevinçle karşılamamışlardır. Çünkü bilirler ki nimet bazen rahmettir, bazen de kulun kalbini yoklayan bir imtihandır.
Nitekim Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
“Allah bir kul hakkında hayır murad ettiğinde onu musibetle imtihan eder.”
Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur:
“Bir kul günah işlediği hâlde kendisine sevdiği şeylerin verildiğini görüyorsa bu istidractır.”
İşte Kur’ân’daki ayetin işaret ettiği sır tam da budur. İnsan ilâhî uyarıları unutunca bazen nimet kapıları kapanmaz; aksine ardına kadar açılır. Servet çoğalır, güç artar, imkânlar genişler. İnsan bunu bir lütuf sanır.
Fakat kalp Rabbinden uzaklaşmışsa, bu genişlik ruhun daralmasıdır.
Büyük mutasavvıf Cüneyd-i Bağdâdî şöyle der:
“Nimet seni Allah’a yaklaştırıyorsa nimettir; uzaklaştırıyorsa o nimetin içinde gizli bir azap vardır.”
Gerçekten de insanın en büyük aldanışı nimeti, Allah’ın rızasının kesin işareti zannetmesidir. Hâlbuki tarih boyunca nice kavimler vardı ki bolluk içinde yaşarken helâke sürüklendiler.
Bu yüzden arifler kalplerini iki kanatla taşımışlardır:
Havf ve recâ…
Korku ve umut…
İmam Gazâlî der ki:
“Müminin kalbi iki kanatlı bir kuş gibidir; biri korku, biri umuttur.”
Eğer kul yalnızca korku ile yaşarsa ümitsizliğe düşer.
Yalnızca umut ile yaşarsa gaflete sürüklenir.
Bu yüzden hak ehli şöyle der:
“Kul nimete bakınca şükreder ve umut eder; nefsine bakınca korkar ve tevbe eder.”
İşte gerçek denge budur.
Hak dostları bolluk zamanlarında kalplerini yoklarlardı. Onlar fakirlikten değil, nimetin doğurabileceği gafletten korkarlardı.
Çünkü aç insan dua eder.
Muhtaç insan Rabbine sığınır.
Fakat tok insan bazen unutur.
Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm’ın şu duası bu yüzden çok derindir:
“Allah’ım! Göz açıp kapayıncaya kadar bile beni nefsime bırakma.”
Bu dua insanın en büyük zaafını gösterir:
İnsan kendine güvenmeye başladığında düşmeye yaklaşır.
Dünya tarihi de bu ayetin adeta canlı bir tefsiridir. Kavimler uyarıldılar, peygamberler gönderildi, hakikat hatırlatıldı. Fakat kalpler katılaştığında nimet kapıları açıldı. Saraylar yükseldi, hazineler çoğaldı, kudret arttı.
Onlar bunu ilâhî rıza sandılar.
Fakat bir gün geldi…
Ansızın yakalandılar.
Kur’ân’ın “بَغْتَةً – ansızın” kelimesi insanın bütün sahte güvenlerini yıkan bir hakikattir. Çünkü insan çoğu zaman düşüşün yaklaştığını fark etmez.
Mevlânâ’nın şu sözü bunu ne güzel anlatır:
“Gurur büyüdükçe düşüş de yaklaşır.”
İnsan kendini güçlü sandığı anda aslında en zayıf olduğu noktaya yaklaşır. Çünkü kalp Allah’tan uzaklaştığında dünyanın bütün kuvvetleri insanı kurtaramaz.
Hikmet ehli şöyle demiştir:
“Nimetin şükrü yapılmazsa nimet gider; geriye ibret kalır.”
İşte bu yüzden arifler nimetin büyüklüğüne değil, nimetin kalpte doğurduğu hâle bakmışlardır.
Eğer nimet secdeyi artırıyorsa bu rahmettir.
Eğer nimet gururu artırıyorsa bu bir ikazdır.
Bugünün dünyasında da aynı imtihan devam ediyor. İnsanlık servetle, teknolojiyle ve kudretle büyüdüğünü zannediyor. Fakat kalplerin huzuru azalıyor. Çünkü insan Rabbini unuttuğunda dünyanın genişliği ruhun boşluğunu dolduramaz.
Hakikat ehli bu yüzden şöyle demiştir:
“Dünya elinde olsun, kalbinde olmasın.”
Kalp Allah’a bağlı kaldıkça insan dünyanın ortasında bile hürdür.
İşte mümin bu yüzden kalbini iki duygu arasında taşır:
Allah’ın rahmetinden umut eder…
Fakat O’nun azabından da korkar.
Bu denge kulun kalbini diri tutar.
Nimet geldiğinde şükreder ve umut eder.
Günahını hatırladığında tevbe eder ve korkar.
Çünkü bilir ki kurtuluş nimetin çokluğunda değil, nimetin sahibini unutmamaktadır.
M. Tevfik Yücesoy
Selam ve dua ile.
İstanbul – Mart 2026